Sağlık Sözlüğü
Yüksek tansiyon, atardamarlarda kan basıncının yükselmesini belirten tıp terimi. Tansiyon yükselmesinden ötürü kalbin ve damarların yükünün artması kalp krizi, inme gibi ihtilatlarla sonuçlanabilir. Tuzsuz ve yağsız beslenme rejiminin yanı sıra, ilaç tedavisi, tansiyonun düşürülmesini sağlar. İnsan damarlarının aşırı derecede kan ile dolmasına, organlarda kanın çoğalarak hassas noktaları rahatsız etmeye başlamasına ve normal durumdan uzaklaşmasına “kan [...]
Kan grupları, kan aktarımında kullanılmak için kanların sınıflanmasını sağlayan sistemleri belirten genel ad. Kan gruplarının bilinmesi hastaya kan aktarımı yapmak gereken durumlarda son derece önemlidir; çünkü, verilen kan bedenin kanıyla uyuşmazsa yeni kanın hücreleri biraraya kümelenir ve beden tarafından yok edilir. Bu İşleme alıcının kanında bulunan ve yeni kan hücrelerinin yüzey antijenleriyle etkileşmeye giren antikorlar [...]
Lenf bezleri, bez dokusu içermediklerinden lenf düğümü diye adlandırılmaları daha doğru olan, lenf damarları boyunca bedenin her yanına dağılmış, büyüklük ve biçim bakımından fasulyeyi andıran küçük yapıları belirten terim. Dokulardan gelen sıvıların (lenf sıvısı) dolduğu lenf damarlarının uçlarındaki kapakçıklar, lenf sıvısının belirli bir yönde akmasını ve sonunda kana karışmasını sağlarlar. Kan damarları yönünden zengin olan [...]
Hıçkırık, insanda diyafram kaslarının istemsiz ola rak apansız ve şiddetle kasılması. Sindirim bozukluğu, aşırı alkol alma, çeşitli metabolizma hastalıkları, bazı ilaçlar, vb. pek çok nedenden kaynaklanabilen hıçkırık, birkaç dakikadan uzun sürerse son derece rahatsız edicidir. Geçici bir hıçkırık durumunda büyük bir şeker parçası, ekmek kabuğu yemek, gözyuvarları üstüne hafifçe bastırmak,burunabir parça tütün çekmek, vb: herkesçe [...]
İştahsızlık, çok çeşitli nedenlere bağlı olarak beslenme isteğinin azalması. Enfeksiyon hastalıkları, sindirim sistemi bozuklukları, alkoliktik, kanser, verem, vitamin eksikliği, kansızlık, vb. pek çok hastalığın iştahsızlığa yol açabilmesinin nedeni, iştahı düzenleyen mekanizmanın sindirim sistemi, beyin, hormonlar, beyin kabuğunun ortak etkisine bağlı olmasıdır. Genellikle genç kızlarda görülen anoreksi ya da sinirsel iştahsızlık (anorexia nervosa), ciddi bir ruhsal [...]
ASİT FOSFATAZ: Fosforik asit esterlerini asit ortamda hidroliz eden enzimlerdir. Serumdaki asit fosfataz enzimi başlıca eritrositler, trombositler ve prostat bezi tarafından oluşmaktadır. Alkali fosfataz gibi asit fosfataz enzimi için de değişik üniteler tanımlanmıştır. Normal değer olarak 1-1.5 King-Armstrong ünitesi, 0.5-2 Bodansky ünitesi, 0.5-2 Gutraan ünitesi, 0.1-1 Şinovara ünitesi, 0.1-0.63 BesseyLowfy ünitesi verilmektedir.Serumdaki asit fosfataz aktivitesinin [...]
ABD, Meksika, Japon¬ya, Sicilya ile yurdumuzda (Keçiborlu, Sarayköy yöresinde) bulunur ve çıkarılır. Dünya kükürt üretiminin % 90 kadarını sağlayan ABD’de kükürt Frasch Yöntemi (bkz.) ile çıkarılır. Dogalgaz ve petrolün arı¬tılması sırasında da yan ürün olarak ortaya çıkar. Doğada kükürdün çoğu bileşik kükürt durumundadır. Bunlar sülfatlar ve sülfürler grufljflrma giren minerallerdir, Kükürdün üç allotropu (bkz. Allotropİ) [...]
Deri iltihabı ,tahriş edici bir maddeyle doğrudan temas ya da yalnızca alerji tepkimesi gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkan çeşitli deri hastalıklarını belirten ortak ad (dermatit). Deri iltihabına yol açan madde herkeste aynı etkiye yol açan türden olabileceği gibi, yalnız o kişiye özgü de olabilir. Bazı alerji kökenli deri iltihaplarına egzama adı verilir.
Apandisit, apendiks vermiformisin iltihaplanmasıdır. Apandisiti hazırlayan çeşitli etkenler vardır. En sık rastlanan etken, apendiks vermiformis mukozasının salgısının, apendiksin boşluğuna birikip organa baskı yapılması sonucu organın kan dolaşımının azalmasıdır. Kan dolaşımı azalan mukozada küçük bir ülser gelişir. Bu ülser kolayca mikrop kapar. Zamanla bu bölgedeki ülserasyon derinleşebilir. Bu ise apendiksin delinmesine yol açabilir. Gerek ülserleşme gerekse [...]
İltihap, vücut dokularında zedeleme ve enfeksiyona karşı gösterilen karmaşık tepkilerdir. Hastalıklı bölgede kızarıklık, sıcaklık, şişlik ve agrı kendini gösterir. İlk değişiklik, şişerek Eriteme yol açan ve hücreler ile plazmaya karşı daha geçirgen hale gelen kılcal damarlarda olur.
Mitoz, bir hücrenin kalıtım yönünden birbirinin aynı iki hücreye bölünmesi. Bitkilerde ve hayvanlarda büyüme, mitozla gerçekleşir. Mitoz sırasında Önce çekirdek ile kromozomlar, daha sonra da sitoplazma bölünerek iki hücre oluşturur. İşlem dört aşamada gerçekleşir: Profaz; metafaz; anafaz; telofaz. Bölünmeden önce hücre genişler ve kromozomlar çekirdeğin içinde ipliksi bir görünüm kazanır, daha sonra kısalarak profaz boyunca [...]
Nükleotitler Nükleotitler, nükleik asitleri oluşturan birimleri topluca belirten terim. Her nükleotit, 5 karbon içeren bir şekerin, bir fosfat grubu ile azot içeren, organik bir baza bağlanmasından oluşmuştur. Şekerin türü RNA’da riboz, DNA’daysa dezoksiribozdur. Azot içeren bazlarsa, DNA’da adenin, şitozin, guanin ve timin, RNA’da adenin, sitozin guanin ve urasildir. RNA molekülünün DNA’dan kopya edilmesi sırasında, timinin [...]
RNA, uzun nükleotit zincirlerinden oluşan nükleik asit molekülü (ribonükleik asit). Üç çeşit RNA molekülü ayırt edilir: Haberci RNA; taşıyıcı RNA, ribozom RNA’ sı. Haberci RNA molekülü 3 000 kadar nükleotit içerebilir; her molekül, DNA’dan kopyalanan ve belirli bir proteini şifreleyen bilgiyi iletir. Haberci RNA molekülü, çekirdeğin içindeki bireşimi gerçekleştikten sonra, sitoplazmaya geçerek, protein bireşimini gerçekleştiren [...]
Fosfor, fosfat bileşikleri olarak yaşayan hücrelerin önemli bir yapısal ve fonksiyonel elemanıdır. Bu nedenle Önemli boyutlara varmayan beslenme bozukluklarında bile fosfor organizma için yeterli düzeyde alınır. Fosfor nükleikasitlerin, nükleotitlerin, fosfolipidlerin ve bazı proteinlerin yapısında yer alır. Hücre içerisinde ancak çok düşük oranda bulunan iyonik fosfor, hücre dışında serbest olarak dolaşır. Fosfatların öteki moleküllere bağlanması ve [...]
Mide, hayvanların çoğunda, barsaklarm besinleri içine alarak sindirimi başlatan ilk bölümüne verilen ad. Mide, besin parçalarını biriktirip, hidroklorik asitle ve proteinleri parçalayan enzimlerden pepsinle karışmalarını sağlayan organdır. Balıklar, sürüngenler ve ikiyaşayışlılarda yapısı boruya benzer. Kuşlardaysa besinler, yemek borusunun altında yer alan kursakta birikirler. Öbür omurgalı hayvanlarda midenin yapısı, hayvanın etçil ya da otçul olmasına göre [...]
Egzama, özel bir ortam üzerinde bir ya da birkaç alerjinin etkisiyle nükseden, kaşıntılı, kızarık veziküllü plaklar biçiminde kendisini gösteren bir deri hastalığıdır. Egzama olayı, seyri sırasında ‘Kızarıklık dönemi’, ‘Vezikül dönemi’, ‘Sulanma ve kabuklanma dönemi’ ve ‘Kepeklenme dönemi’ olarak dört ana dönemden geçer.Kızarıklık donemi: Egzamanın ilk seyri boyunca kalıcı olan belirtisi kaşıntıdır. Kaşıntının başlamasından kısa bir [...]
Gebelikte oluşan etene (plasenta), anne kanundaki dölütün beslenmesine ve metabolizma artıklarının atılmasına aracılık eden bir organdır. Damarlı yapısı anne ve dölütün birbirinden bütünüyle ayn dolaşım sistemleri arasında bağlantı sağlar. Etenenin geniş yüzeyi sayesinde anneden dölüte besin maddeleri ve dölütten anneye metabolizma artıkları kolayca geçer. Anne ile dölüt arasındaki bu alışverişin dışında etenenin Önemli bir görevi [...]
DNA. Deoksiribonükleik asit. Birbiri çevresinde ikili bir sarmal oluşturacak şekilde dolanmış durumdaki iki nukleotid bandından yapılı bir çekirdek asidi. DNA tüm canlılarda ve virüslerde bulunur.
Siğil, virüs enfeksiyonlarının yol açtığı iyicil, yerel deri urlarını belirten tıp terimi. Siğil çoğunlukla belirli bir boyuta ulaşıncaya kadar büyür, birkaç ay süreyle değişmeden kaldıktan sonra kendiliğinden yok olur. Bu gelişme biçimi, tedavide çeşitli yöntemlerin önerilmesine neden olmuştur.
Çarpıntı, tıp çevrelerince, kişinin kalp atışlarının farkında olması biçiminde tanımlanır. Çarpıntı sırasında kalbin ritmi yavaşlamış, normal ya da artmış olabilir. Çarpıntıya neden olan pek çok etken ve hastalık vardır. Ancak çoğu insan çarpıntı belirtisini yalnız kalp hastalıklarına bağlamaktadır. Bu gibi kişiler herhangi bir nedenle çarpıntı hissettiklerinde, kalplerinden kuşkulanmakta ve gereksiz kaygılara sürüklenmektedirler. Çarpıntıya neden olabilecek [...]
NÖROLOJİ Beyin, omurilik ve çevresel (periferik) Sinir Sisteminin rahatsızlıklarıyla uğraşan hekimlik dalı. Multipl Skleroz, Sara (Epilepsi), migren (bkz. Baş Ağrısı), inmeler, Parkinson Hastalığı, Nevrit, Ensefalit, Menenjit, beyin tümörleri (gliomalar), Kas Distrofisi ve Miyasteniya Gravis hep nörolojinin konusudur.
Hipofiz, içsalgı bezlerinin en Önemlisi. Kafatası tabanının orta bölümünde, kamamsı kemiğin içine oyulmuş “Türk eyeri adı verilen küçük çukurda yer alan hipofiz, enine 14 mm, önden arkaya boyu 8 mm, yüksekliği 6 mm dolaymda küçük bir bezdir. İki lobdan oluşur: Ön lob ya da Ön hipofiz; arkalobyadaarkahipofiz. Ön hipofiz,her biri ayrı bir hormon üreten 6 [...]
Bazı ipliksi mantarların kumaşlar, besinler ile çürümekte olan bitki ve hayvan artıkları üzerinde oluşturduğu özsu ya da ayva tüyü görünümlü katman. Mavi küfe Penicillium adlı mantar neden olur. Bu mantarın salgısından A. Fleming bir rastlantı sonucu Penisilin adını verdiği ilk antibiyotiği buldu.
Kanda çok aşırı sayıda Alyuvarlar bulunması. Yüzün, ve derinin aşırı kızarmasına, kaşıntılara ve Tromboz eğilimine yol açar. Bazı tümörlere ya da uzun süren hipoksi durumuna (akciğer hastalıkları) eşlik edebilir. Başka bir hastalıktan kaynaklanabileceği gibi, belirli bir hastalığa bağlı olmayabilir.,
BAŞ AĞRISI, başta ya da boyunda duyulan ağrı ya da sızı şeklinde algılanan bir duygu. Ateş yükselmesi, duygusal gerilim (boyun kaslarının spazmıyla birlikte) veya burun sinüslerindeki enfeksiyon gibi çok çeşitli nedenleri vardır. Kan damarlarının anormal tepkileri sonucu ortaya çıkan migren, gözde şimşek çakması gibi bir his ya da vücudun çeşitli yerlerindeki karıncalanmalardan sonra korkunç ve [...]